listeye dön

   

 

Eşim ile birlikte ilk defa katıldığımız 12 Nisan 2009 Aladağlar gezisi ile TOD EKO TURİZM ve EKO TURİZM’ e gönül verenlerle tanıştık. İlk defa tanışıyor olmakla birlikte sanki 40 yıldır birbirimizi tanıyormuşçasına sıcak bir topluluğun bizleri karşıladığını hemen hissettik.

Çok güzel ılık bir bahar sabahında daha önce bildirilen saatte kalkan iki minibüs ile yaklaşık 40 kişi Bolu yönüne hareket ettik. Bizim için programda belirtilen saatlere uymak için çaba gösterilmesi o işin ne kadar ciddiye alındığı konusunda bir ipucu olmuştu (nitekim yanılmadığımızı gezi sonrasında anlayacaktık).

Yolda gideceğimiz yerler ve yürüyüş konusunda detaylı bilgiler verilirken ağaçlar ve ormanlar hakkında da bilgilendiriliyorduk.

Gölcük te bizi bekleyen Orman Muhafaza Memuru arkadaşın bize katıldıktan sora ALADAĞLAR’A doğru tırmanışa başladık. Yaylaya ulaştıktan sonra araçlardan eşyalarımızı alarak indik. Etraf  dağ çiçekleri ile dolu şehir gürültüsünden uzak aradığımız huzur kokuyordu.

Rehberimiz ormanını yeşilliğinden görünmeyen dağların halen 1 m kadar karla kaplı olduğunu söylerken bizler olayı pek kavrayamadık. Çünkü bulunduğumuz yayla yüksekliğinde bile hava oldukça iyi idi. Bir müddet kâh eriyen karların oluşturduğu suların üzerinden atlayarak kâh çiçek toplayarak yürüdük. Buralarda bile yer yer kar kalıntıları bulunuyordu. Zaman zaman kar sularının geçit vermeyecek büyüklüğe ulaştığını gördüğümüz zaman şaşkınlığımızı gizleyemeden, üzerlerinden atlayacak kadar daraldıkları yerleri aramaya koyulduk. Neyse büyük bir sorun yaşamadan birbirimize yardımcı olarak önümüze çıkan ilk zorluğu hep birlikte aştık (Bu arada bölgenin bu sene su sorunu çekmeyecek kadar yağış aldığını konuşuyorduk).

Rehberimiz diğer tarafların çok daha yoğun karla örtülü olduğunu belirterek yönümüzü daha az karlı olduğunu düşündüğü yöne çevirdi. Birden önümüzde beliren dağa tırmanış başlamıştı. Tepelere doğru ulaştığımız dağ yolları bile 1-1,5 m kar ile kaplı idi. Burada havalara kanarak uygun donanımla gelmeyenler, biz de dâhil sorun yaşamaya başladık. Özellikle karın ayakkabılarımızın içerisine girmesine engel olamaz iken botlarımız su çekmeye başlamıştı. Neyse ki Öğlen molası verdiğimizde ıslanan çoraplarımızı bir nebze kurutmayı başardık. Kumanyalar bir çırpıda bitmişti ancak daha tepeye ulaşmamıştık. Tekrar yola koyulduğumuzda bazı arkadaşlar 1 m kara gömülüyor diğerlerinin yardımı ile çıkabiliyordu. Bu bile insanlara çok büyük bir haz veriyordu. Çünkü zaman zaman geyik sesleri duymaya başlamıştık. Hatta bir ara taze ayak izlerine rastladık bu kadarını ummuyorduk, demek ki onlara çok yakın geçiyorduk. Tepeye ulaştığımızda fırtınadan devrilmiş ağaçları gördük bunlara sebep olan unsurlar hakkında gezi sorumlusu Sn. Murat Alan tarafından bilgi verildi. Bundan sonra iniş başlamıştı ama ne iniş. Karla kaplı 60 derecelik dağ yamacından inerken hepimiz değme sporculara taş çıkartıyorduk. Bu arada bizler bata çıka inerken sanırım 57-58 yaşlarındaki Orman Muhafaza Memuru rehberimiz altı kauçuk kısa bir ayakkabı ve ütülü giysileri ile hiç ıslanmadan seke seke yol göstermeye çalışırken hiç yorulmamış ve ıslanmamış görünüyordu. Göynük milli parkına indiğimizde hepimiz yorulmuş ıslanmış ancak bu mevsimde doğa ile iç içe 5-6 saat geçirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorduk.

Katkılarından dolayı emeği geçenlere tekrar teşekkür ederken daima doğa dostlarının yanında olmayı hedefliyoruz. 

Sağlıcakla kalın. 

YALÇIN YILMAZ   

   

ANKARA 2008