listeye dön

   

      

     Ayşe Dönmez

     17-18 Ocak 2009

    

     Karlı ormanların çağrısı 

 

Çocukluğum dağ köylerinde geçtiğinden olacak, ormanlık alanları çok severim. Dağ başları her mevsimde ayrı bir güzelliğe bürünür. Hele kışları kar altındaki dağların, göllerin, nehirlerin ve hele de ağaçların görüntüsü insanı adeta büyüler. Geçtiğimiz haftalarda yoğun kar yağışı olunca, adeta karlı dağlardaki güzelim çam ağaçları, göknarlar, ladinler, meşeler beni çağırdı.

 

Tam da bu duygular içindeyken, ormancıların kurduğu ekoturizm grubunun Bolu Aladağlar Gezisi önüme çıkıverdi. İki gün boyunca karlara bürünmüş ormanların kucağında gezip dolaşacaktık. Tabi bir ormancı kızı olarak, en güzel dağ gezisinin onlar tarafından organize edilebileceğini düşündüm. Dağları-ormanları-vadileri-gölleri-nehirleri karış karış bildiklerinden güvenli ve keyifli bir gezi olacaktı. Gerçekten de öyle oldu.

 

Yoğun kar yağışı altında önce Sarıalan Yaylası’na doğru yol aldık. Yol da karlar altındaydı. Bembeyaz örtülere bürünmüş yamaçlara, ağaçlara hayran hayran bakarak ilerliyorduk. Sarıalan Orman İşletmesi’ne ulaştık öğle saatlerinde. Şömine çıtır çıtır yanıyordu ve çayımız hazırdı. Biz çaylarımızı yudumlarken, aşçımız gayet pratik bir şekilde şömine ateşinde kızartıverdi sucukları. Sucuklu kaşarlı sandviçlerimizi ayran eşliğinde yedik. Kıyafetlerimizi gözden geçirdik, tozluklarımızı taktık, berelerimizi-eldivenlerimizi giydik, batonlarımızı aldık elimize ve yürümeye hazırdık artık. Bir süre daha arabayla gittikten sonra, indik ve yürümeye başladık. Kar yağıyordu ve manzara muhteşemdi. Zarif göknar ağaçları, beyaz tüllerini giymiş, dallarını yere eğerek bizi selamlıyordu.  Minik göknarlar tül yumağı içinde  kaybolmuştu.

 

Şu dizeler geçti aklımdan:

 

Bembeyaz kar taneleri,

Önce yıldızlar gibi parlayarak beliriyor,

Başımın üstünde dansediyor bir süre,

Sonra yumuşacık dokunuşlarla,

Yüreğime yağıyor usulca,

Ferahlatıyor içimi…

 

Efkan ve Günal  Bey’lerin rehberliğinde manzaraya bakarak yürüyorduk. Tüy yumuşaklığında yağan karın altında mutlu göknar ağaçlarının, kar öbeklerinin altında kaldığı için  arada bir görebildiğimiz nazlı derenin, güzel yamaçların-vadilerin-donmuş gölün, çatılara-çitlere-tellere konmuş karlarla masalsı görünümdeki yayla evlerinin büyülü atmosferinde ilerledik. Efkan Bey önde dinamik bir motivasyonla grubu yürütürken, Günal Bey arkada yürüyenlerle ilgileniyordu. Gruptaki herkes birbiriyle kaynaşmış, sohbet ederek doğanın içinde olmanın keyfini çıkarıyordu. 3.5 saat süren yolculuğun sonuna doğru konaklayacağımız Değirmenözü Orman İşletmesi göründüğünde herkes evine kavuşmuş gibi mutlu oldu, adımlar daha hızlı atılmaya başlandı.

 

Tesiste herkes konaklama yerlerine dağıtıldı. Binalarda sobalar yakıldı. Lokale döndüğümüzde sofra hazırdı ve pişirdiği sıcacık çorbayla içimizi ısıtan aşçımız, lezzetli yemeklerin yanı sıra çiğ köfte bile yapmıştı. Yemeğin ardından, meyva ile harmanlanmış sıcak şarap yapımına geçildi. Şöminenin alevleri etrafına toplanan grup, nefis aromalı iç ısıtıcı şarabın eşliğinde neşeli sohbeti koyulaştırdı. Bir süre sonra, gitar da ezgileriyle bu  keyifli konuşmalara katıldı. Bu ıssız dağ başında, şöminede yanan göknar dallarının lirik çıtırtıları, gitarın melodisine eşlik ediyor, sesler-müzik karların arasına yayılıyordu.

 

Gezinin ikinci gününde kahvaltıdan sonra yürüyüş, karların içinde bata-çıka yapıldı. İşletmenin sevimli köpekleri de hepimizi sahiplenerek, bizimle birlikte, koştu-zıpladı-karlarda yuvarlandı. Sonra yüksekliği uygun olan bir alanda  poşetlerle kayma turnuvası düzenlendi. Turnuvadan önce Günal Bey ev yapımı baharatlı nefis vişne likörü ikram etti herkese. İlk açılış tabi rehberlerimiz Efkan ve Günay Beylerce yapıldı, zemin kayılacak duruma getirildi. Grubun poşetlerle çığlık çığlığa ve neşe içinde tepeden aşağıya kaymaları görülmeye değerdi!.. Herkes çocuklar gibi eğlendi.

 

Yürüyüşün ardından, öğle saatlerinde İşletmeye vardığımızda. yemeklerimiz, eli çabuk aşçımız tarafından hazırlanmıştı bile. Yemekten sonra yola koyulduk. Karla kaplı tepelerin, vadilerin, görkemli silüetleriyle sarı çamların-göknarların arasından geçerek Gölcük’e ulaştık.   

 

Gölcük gölü donmuştu. Etrafını çevreleyen dağlar-ormanlar karlar altındaydı. Bu küçük şirin gölün etrafında gezindik, fotoğraf çektik bol bol. Fotoğrafçıların gözde yerlerinden olan bu sevimli göl ve etrafını kuşatmış olan orman yine güzel görüntü kareleri sundu bizlere.

   

ANKARA 2008