listeye dön

     

                                                  Çubuk Karagöl Gezisi

                                                             Turgay ŞAHİN, Mayıs 2008

Yağmurlu bir sabah acaba gezi iptal olur mu kuşkusuyla evden çıktım. Bir telefon sonrası gezinin iptal olmayacağını öğrendim. Buluşma yerine geldiğimde iki adet midibüs görünce şaşırdım. O gün 50 kişilik bir grup yola çıktık. Çubuk ilçesi yakın olduğu için hemen vardık. Yeni yapıldığını tahmin ettiğim bir parkın kenarında, merkezi bir yerde mola verdik. Park güzeldi fakat tuvalet maalesef bakımsız bir durumdaydı. Çay içip, ceplerimi gofretle doldurdum. Yağmur çiselemeye devam ediyordu. Bir süre sonra tekrar yola çıktık. Yaklaşık yarım saat sonra Karagöl’e vardık. Araçlardan indik ve yağmurlukları giydik, kimimizin elinde şemsiye. Bizden önce gelmiş ve içi boşalmış bir otobüs ve piknik için gelmiş birkaç aile vardı. Göl hatırladığımdan daha büyük göründü. Karagöl bir volkan çukurunu doldurduğu için çok çok derinmiş. Rehberimizin peşinden yola koyulduk. Kuş cıvıltıları altında ağaçların arasından kimi zaman dallara çarparak hızla yol aldık. Rehberimiz hızlı gidiyordu. Yağmur şiddetli yağmadığı için şanslıydık. Kameranımız “Cevat Kelle” bir elinde şemsiye bir elinde fotoğraf makinesi bizlerin resmini çekiyordu. Yağmurda biraz ıslanmış ve yorulmuş olarak az çukur olan bir açıklığa geldik. Burası volkanik bir bölgeymiş. Ormanın içinde ağaçsız bir bölge olması hayvanlar için de gerekliymiş. Eskiden ormancılar böyle yerleri de ağaçlandırmaya kalkışırlarmış. Bu bilgilerden sonra tekrar yola koyulduk. Ağaçların arasından devam ederken taze büyümüş fidanlar ve dallar bize zorluk çıkarmaya devam ediyordu. Bir ara durduk ve bir orman mühendisi arkadaşımız elindeki matkaba benzer aletle seçtiği bir ağacın yaşını bulmayı gösterdi. Bir süre yokuş çıktıktan sonra açıklık bir alana geldik. Biraz dinlenme ve fotoğraf faslından sonra rehberimiz bundan sonra isteyenlerin kolay yoldan yaylaya gidebileceğini diğerlerinin de zor yoldan kendisini takip edebileceğini söyledi. Sık ağaçların, dalların ve çalıların arasından yokuş tırmandıkça ve de yokuştan tekrar aşağı doğru inerken ıslak bir kayaya basıp da kaydıktan sonra kolay yolu seçmemekle ne kadar hata yaptığımı anladım. Dik bir inişle yemyeşil güzel bir yaylaya vardık. Artık kumanyalarımızı tüketme zamanı gelmişti. Hava bulutlu olduğu için serindi. Bu yüzden yaylada fazla kalamadık. Tekrar yola koyulduk. Yeni büyüyen çam fidanlarının arasından geçtik, yeşermeye başlamış bir grup titrek kavak ağacı gördük. Bir süre sonra Karagöl’ün yavrusu denebilecek bir gölle karşılaştık. Onun da rengi kara görünüyordu. Yağmur biraz durup sonra tekrar başlıyordu. Sık ağaçların arasından yürürken bir ağacın üstünde ancak bir kartala ait olabileceğini düşündüğümüz büyük bir yuva gördük. Yürümeye devam ettik ve bir süre sonra Karagöl’e vardık. Gölün yakınındaki bir tesiste çay içip biraz ısındıktan sonra araçlarımıza binip geri dönüş yoluna koyulduk. Çubuk içinde mola verdiğimizde bu sefer herkes meşhur Çubuk turşusundan bir miktar aldı. Ben de salatalık turşusu almıştım, gerçekten lezzetli çıktı. Güzel bir yürüyüş oldu.
 

   

ANKARA 2008